5 Aralık 2009 Cumartesi




    Truva, dünyadaki en ünlü arkeolojik kentlerden birisidir। Truva’da görülen 9 katman, kesintisiz olarak 3000 yildan fazla bir zamani göstermekte ve Anadolu, Ege ve Balkanlarin bulustugu bu benzersiz cografyada yerlesmis olan uygarliklari izlememizi saglamaktadir।

   Truva’daki en erken yerlesim kati M.Ö. 3000-2500 ile erken Bronz Çagi’na tarihlenmektedir, daha sonra sürekli yerlesim gören Truva katmanlari M.Ö. 85 – M.S. 8. yy’a tarihlenen Roma Dönemi ile sona ermektedir. Truva, bulundugu cografi konum nedeniyle burada hüküm süren uygarliklarin diger bölgelerle ticari ve kültürel baglantilari açisindan daima çok önemli bir rol üstlenmistir. Truva ayrica gösterdigi kesintisiz katmanlasma ile Avrupa ve Ege’deki diger arkeolojik alanlar için referans görevi görmektedir. Ilk olarak 1871’de Heinrich Schliemann, daha sonra W. Dörpfeld, C.W Blegen tarafindan kazilmis olan bu görkemli arkeolojik sehirde kazilan halen Tübingen Üniversitesi’nden Prof. Dr. Manfred Korfmann tarafindan sürdürülmektedir. Korfmann ve ekibinin sürdürdügü kazilarda halen önümüze sonsuz bilgiler sunan Truva 1998 yilindan bu yana Dünya Miras Listesinde yer almaktadir.


     TROYA EFSANESI Zamanimizdan takriben 3200 yil önce Çanakkale Bogazi yakinlarinda ''Troya'' isimli bir kent varmis. B:u kentin , barissever , fakat cesur insanlari, krallari, Priamos'un idaresi altinda uzun yillar baris içinde çok mutlu bir hayat sürmüsler. Birgün , kral Priamos'un karisi Hekabe çok kötü bir rüya gördü. Rüyasinda, karnindan atesler çikmakta ve atesin dumani, bütün Troya surlarini sarmaktaydi. Hekabe, bu rüyasini önce kocasina ; daha sonra da bir kahine anlatti. Kahinin yaptigi yorum, hiç de iç açici degildi. Ona göre, Hekabe, hamileydi ve dogacak olan çocuk , ilerde Troyalilarin basina büyük dertler açacakti. Onun için bebek dogar dogmaz öldürülmeliydi. Bu kehanete inanan Kral Priamos , çocuk dogduktan sonra bir adamini bebegi öldürmek için görevlendirdi. Savunmasiz yeni dogmus bebegi öldürmeyen Troya'li onu o zaman ki adi ''IDA'' olan ''Kazdagi''na götürüp, bir ormana birakti. Nasil olsa, yabani hayvanlar onu öldürür diye aklindan geçirdi. Ama bebegi, yabani hayvanlardan önce bir çoban buldu. Bu çocuk, ilerde gerçekten Troya'lilarin basina birçok dertler açacak olan Paris'ti. O sirada, Tanrilarin yasadigi OLYMPOS daginda , ilginç bir kargasa cereyan etmekteydi. Kral Peleus ile Deniz Perisi Thetis'in evlenme merasimine kavga ve nifak tanriçasi Eris, huzursuzluk çikartir gerekçesiyle davet edilmemisti. Bu ise çok gücenen Eris, intikam almaya karar verdi. Üzerinde ''EN GÜZELE'' yazili , altindan bir elmayi, sölenin yapildigi salonun ortasina birakiverdi. Dogal olarak bütün tanriçalar, bu elmaya sahip olmak istediklerinden uzun tartismalar oldu. Sonunda üç büyük tanriça disinda digerleri çekildiler. Ama kudret tanriçasi Hera, zeka tanriçasi Palas Athena ve Ask tanriçasi Afrodit elmaya sahip olmakta israr ettiler. Her üçü de tanri Zeus'a giderek onun, hakemlik yapmasini istediler. Baba tanri Zeus, onlarin hiç birini gücendirmek istemedigi için diplomatça davranip, bu islerden pek anlamadigini söyledi. Asil amaci ise bu belayi Olympos'tan uzaklastirmakti. Onlarin Olympos'un tadini kaçiracaklarini anladigi için, hakemligi bir ölümlünün yapmasi gerektigini söyledi. _''Gidin'' diye gürledi tanrilarin babasi ''irmaklari bol Ida dagina, orada Paris adinda Troya'li bir prens yasamaktadir. Bu islerden en iyi anlayan odur.''. Böyle söyleyip uzaklastirdi onlari Olympos'tan. Onlar da haberci Tanri Hermes'in rehberliginde, kaynaklari bol olan Ida daginin doruklarina geldiler. O sirada Paris, hiçbir seyden habersiz asagida koyunlarini otlatiyordu. Haberci Tanri Hermes, meseleyi Paris'e anlatip altin elmayi ona verdi. Hangisini en güzel bulursa elmayi ona verecekti. Ama bu is, pek o kadar kolay olacaga benzemiyordu. Çünkü her üç Tanriça da birbirinden güzeldi. Ne yapacagini sasirmisti. Onun hayranligini ve saskinligini gören Tanriçalar, karar vermesini kolaylastirmak için Paris'e rüsvetler teklif ettiler. Hera kendisine kudret vaat etti. Altin elmayi kendisine verdigi takdirde Paris Avrupa ve Asya'nin en güçlü krali olacakti. Athena kendisini dünyanin en zeki krali yapacagini ve Yunanistan'la yapilacak bir savasta kendisine zafer vaat etti. Afrodit ise dünyanin en güzel kadinini Paris'e teklif etti. Çoban Paris'in. Öyle büyük kralliklarda gözü yoktu. En güzel kadin benim olsun diye düsünüp, altin elmayi Afrodit'e verdi. Iste ne olduysa o zaman oldu. Bu ise çok bozulan Athena ile Hera, Troya'nin yikimi için planlar kurmaya koyuldular. Afrodit ise verdigi sözü yerine getirmek için bir plan yaparak Paris'in, Yunanistan'daki Isparta sehrine gitmesini sagladi. Çünkü o sirada Dünya'nin en güzel kadini Isparta Krali Menelaos'un karisi ''Güzel Helen''di. Menelaos ve Helen, Paris'i çok iyi karsiladilar. Kral , kendisine diledigi kadar sarayinda kalabilecegini söyledi. Ona güvenerek karisi ile Paris'i sarayda yalniz birakip, kendisi Girit'e gitti. Menelaos'un Girit'te olmasindan yararlanan Paris, Helen'i Troya'ya kaçirdi. Girit'ten dönen Menelaos, karisini evde bulamayinca yaptigi hatayi anladi ve karisini geri almak için Troya'ya savas açti. Bütün Yunan kirallarina da haberciler göndererek Helen'in kurtarilmasi için onlari yardima çagirdi. Çünkü kendisi evlenirken, diger bütün krallar, Helen'in basina bir hal gelmesi halinde Menelaos'a yardim edeceklerine söz vermislerdi. Verdikleri söz geregi, bütün krallar denizi asip güçlü Troya kentini yerle bir etmeye çok istekli idiler. Menelaos'un agabeyi Agamemnon, yasli Nestor, Ajax, Patroklos hepsi hazirdilar. Ama Odysseus ile Akhilleus, pek ortalarda görünmüyordu. Yunanistan'in en akilli, en kurnaz krali olan Odysseus, kocasina sadakati olmayan bir kadin için, evini ve ailesini terk etmek istemedi. Bunun için kendisini ordu kampina çagirmaya gelen haberciye delirmis gibi davrandi. Bir taraftan tarlayi sürüyor, sonra da topraga tohum yerine tuz ekiyordu. Ama Baskumandan Agamemnon'un gönderdigi haberci de kurnaz birisiydi. Haberci, Odysseus'un küçük oglunu yakalayip sabanin önüne birakiverdi. Bunu gören Odysseus, sabani kenara atarak oglunun hayatini kurtardi. Bu da onun eskisi kadar akilli oldugunu gösterdi. Isteksiz de olsa, orduya katilmaya mecbur kaldi. Akhilles ise Troya'ya gittigi takdirde, Troya'nin yagmalanmasini ve yanisini görmeden ölecegini biliyordu. Bunu kendisine bir deniz perisi olan annesi Thetis, söylemisti. Onun için, kadin elbiseleri giyerek, kral Lycomedes'in sarayinda. saray kadinlari arasinda saklaniyordu. Kumandanlar Akhilles'i bulma görevini kurnaz Odysseus'a verdiler. Odysseus, bir seyyar satici kiligina girerek saraya gitti. Sergisinin bir tarafinda kadinlarin sevecegi cinsten takilar, diger tarafinda ise sahane silahlar bulunuyordu. Sarayin bütün kizlari mücevherlerin etrafinda kümelenirken, sadece Akhilles kiliç ve kamalarla ilgileniyordu. Böylece Odysseus onu tanidi. O da kaderini bile bile Odysseus'la birlikte ordu kampina katildi. Sonunda ordu tamamlanmis ve gemiler yola çikmaya hazirdi. Ama bu kez, günlerden beri esen Kuzey rüzgari, bir türlü dinmek bilmiyor ve gemilerin Troya'ya yelken açmalarina imkan vermiyordu. Ordu çaresizdi. Sonunda kahinlerden birisi Artemis'in Akhalara çok kizdigini, çünkü Agamemnon'un adamlarindan birinin, onun en sevdigi tavsanlarindan birini öldürdügünü söyledi. Bu yüzden rüzgari estirdigini ve estirmeye devam edecegini, ancak Agamemnon'nun kizi Iphiginia'yi kendisine kurban etmesi halinde öfkesinin dindirilebilecegini anlatti. Bu Agamemnon için dayanilir gibi bir sey degildi. Buna ragmen zafer için buna razi oldu. Bir efsaneye göre, Iphiginia, Artemis'e kurban edildi. Bir baska efsaneye göre de Artemis, bir geyik gönderdi. Iphiginia yerine geyik kurban edildi. Bu olaydan sonra Kuzey rüzgari durdu ve sayilari bini asan gemi 100.000'i askin Akhali savasçiyi Troya önlerine tasidi. Skamandar ve Simois Irmaklarinin döküldügü Çanakkale Bogazinin kumsallarinda kamp kurdular. Akhalar çok güçlü ve kalabalikti. Defalarca kente saldirdilar. Ama Troya, güçlü surlarla çevriliydi. Ayrica Priamos'un bu hücumlari bertaraf edebilecek, kutsal Lion'u koruyabilecek kahraman ogullari vardi. Atlari egiten Hektor bunlarin en cesuru ve Troya Ordusunun bas kumandaniydi. Öte yandan Akhalari müsterek düsman kabul eden diger Anadolu halklari da Troyalilarin yaninda yer aldilar. Savas on yil sürdü. 9 yil boyunca zafer durmadan yön degistirdi. Bazen Troyalilar üstün geliyor, bazen de Akhalar Troyalilari surlarin içine kadar kovaliyorlardi. Uzun süre hiçbir taraf belirgin bir üstünlük elde edemedi. Akhalar civardaki yerlesmeleri talan ediyor, kizlari evlerinden alip çadirlarina kapatiyorlardi. Bu talanlarindan birinde Agamemnon Khryse (Hrüse) kentinden Apollon'un rahibi Khryseis'i (Hrüseis) çadirina kapatmisti. Kizinin "onur payi" olarak Agamemnon'un çadirina kapatilmasina razi olmayan rahip, degerli kurtulmaliklarla Agamemnon'a gelip kizini serbest birakmasi için yalvardi. Tekmil Akhalar, rahibe saygi gösterilip kizin babasina verilmesini istediler. Ama bu hiç de Agamemnon'un gönlünce degildi. Kizi serbest birakmayi reddettigi gibi, rahibe çok kötü davrandi. Hakarete ugrayan rahip, eve dönüsünde Apollon'a yalvardi. Akhalarin üstüne hastalik ve felaket göndermesi için dua etti. Apollon da onun duasini kabul edip, atesli oklarini Akhalarin üzerine gönderdi. Çok sayida Akhali asker hastalandi ve öldü. Sonunda Akhilles, bütün kumandanlari bir toplantiya çagirarak onlara Apollon'un öfkesini dindirecek bir yol bulunmasi gerektigini aksi takdirde eve geri dönmekten baska yapilacak bir sey olmadigini söyledi. Bunun üzerine ünlü kahin Kalkhas; Tanrinin neden bu kadar çok öfkeli oldugunu bildigini, ancak konusmaktan korktugunu, Akhilles onun hayatini korumayi garanti etmedigi sürece de konusmayacagini söyledi. Akhilles'in kahinin hayatini koruyacagini garanti etmesi üzerine usta yorumcu konusmayi kabul etti. "Tanri Apollo kizgindir, çünkü saygisizlik etti Agamemnon duaciya, kurtulmaliklari istemedi, salmadi kizini, iste bu yüzden çektirdi bunca acilari okçu tanri. Eger Agamemnon hiçbir kurtulmalik almadan kizini babasina geri vermezse daha da çektirecegi var." (Ilyada 90-96) Böyle dedi Kalkhas, öfke doldurdu Agamemnon'un yüregini. Ama fazla bir seçenegi yoktu erlerin kralinin. Bilici Kalkhas'a ve onu koruyan Akhilles'e sövüp saydiktan sonra, kizi babasina vermeyi kabul etti. "Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis'i ille de su gemimle, yoldaslarimla gönderecegim onu, ama barakandan alacagim kendim gelip senin onur payini, güzel yanakli Briseis'i. Senden ne güçlü oldugumu o zaman anla gör. Korksun boy ölçüsmekten, ibret alsin, kim benimle esit görmek isterse kendini." (Ilyada l 183-187) Böyle deyip bir yandan kizi babasina gönderirken, adamlarindan iki tanesini de Akhilleus'un çadirina gönderdi. "Güzel yanakli Briseis'i" alsin diye. Akhilleus habercilere kizi korkutmadan alabileceklerini, onlarla bir sorunu olmadigini söyledi ama, Tanrilar huzurunda bunu Agamemnon'a çok pahaliya ödetecegine dair yemin etti. Bu olaya Akhilleus'un annesi deniz perisi Thetis de, en az oglu kadar kizdi. Oglunu yatistirip, savastan tamamen elini çekmesini söyledi. Öte yandan da Olympos'a giderek Zeus'a yalvardi. "Zeus baba! Birgün ya sözümle ya isimle ölümsüzler arasinda yararli olduysam sana, simdi yerine getir su dilegimi, kisa ömürlü ogluma deger ver; saygisizlik etti Agamemnon, erlerin basbugu, aldi onur payini, yoksun birakti onu sen say, gücü Troyalilar tarafina ko ne olur. Akhalar saysinlar oglumu, ününü yüce kilsinlar." (Ilyada l 503-510) Simdi artik savas Olympos'a da ulasmisti. Tanrilarin bir kismi Troyalilari destekliyor, bir kismi ise Akhalilarin yaninda yer aliyordu. Afrodit dogal olarak Paris'in yaninda yer aldi. Yine dogal olarak Athena ile Hera Akhalarin tarafindaydi. Savas tanrisi Ares her zaman Afrodit'in yanindaydi. Günes tanrisi Apollon ve kizkardesi Artemis ise Hektor'un koruyuculariydi. Dolayisiyla Troyalilarin yaninda yer aldilar. Denizler tanrisi, yeri sarsan Poseidon, denizci halk olan Akhalari destekledi. Zeus Troyalilari daha çok seviyor ama, tarafsiz kalmayi tercih ediyordu. Yukarida Olympos'ta durum böyle iken asagida Akhilleus gemilerin yanina oturmus köpürüp duruyor, ne toplantilara katiliyor, ne savasa gidiyor, içi içini yiyordu oldugu yerde. Akhilleus olmadan Akhalar Troyalilardan daha zayifti. Buna ragmen Akhalar Troyalilari sehir surlarina kadar kovaladilar. Surlarin yaninda çok kanli savaslar oldu. Kral Priamos ve diger yasli Troyalilar da, savasi bir kuleden seyrediyorlardi. Bir ara savas durdu. Her iki taraf da askerlerini geriye çektiler. Paris ile Menelaos karsi karsiya gelmislerdi. Ikisi yalniz savasacaklardi. Eger Menelaos kazanirsa Helen'i alip Isparta'ya geri dönecek, eger Paris kazanirsa Helen Troya'da kalacakti. Her iki halde de savas bitecekti. Teklif Paris'ten gelmisti. Hektor'a hitaben yaptigi konusmada söyle dedi: "Troyalilari tekmil Akhalari oturt yere, koyun ortalarina Ares'in sevdigi Menelaos'la beni, çarpisalim Helen için, bütün mali için. Alsin bütün mali, götürsün kadini evine. Kim üstün gelir, kazanirsa zaferi and içsin dost olsun ötekiler de. Siz Troyalilar oturun bereketli Troya'da. Akhalar da at besleyen Argos'a dönsünler, güzel kadinli Akha topraklarina." (Ilyada lll 70-75) Paris'in yaptigi bu teklif Hektor tarafindan Akhalara iletildi. Iki ordu arasinda bu konusmalar olurken, bütün bu savas ve acilarin sebebi olan Helen, Priamos ve diger yasli Troyalilarin savasi izledikleri kuleye geldi. Onun geldigini görünce su sözleri söylediler usulca: "Troyalilarla Akhalarin, böyle bir kadin için yillardir aci çekmeleri hiç de ayip degil.Yüzüne bakan ölümsüz tanriçalara benzetir onu. Ama gene de binse gemiye keske gitse. Gitse de bizi, çocuklarimizi belaya sokmasa." (Ilyada lll 154-160) Böyle konustu Troya'li ulular kendi kendine. Daha sonra Priamos, Helen'i yanina çagirip asagidaki Yunanli kahramanlarin adlarini tek tek sordu. Bu arada düello basladi. Mizragi ilk firlatan Paris oldu. Menelaos, mizragi kalkani ile savusturup kendi mizragini firlatti. Mizrak Paris'in gömlegini yirtti ama onu yaralamadi. Daha sonra kilicini çekip, Paris'i tolgasindan vurdu; ama kiliç kirilip yere düstü. Silahsiz olmasina ragmen, Paris'in üzerine atilip onu migferinin ibiginden tuttu. Eger Aphrodit karismasaydi onu sürükleyip Yununlilarin siralarina kadar götürecekti ama Aphrodit, migferin ipini kopartip onun Troya'ya kaçmasina yardim etti, Menelaos, elinde Paris'in migferi oldugu halde öfkeyle Troya siralarina giderek, Paris'i aramaya basladi. Aslinda Troyalilar tarafinda ona yardim edecek hiç kimse yoktu. Çünkü mizragini firlatmaktan baska hiç dövüsmedigi için herkes ondan nefret ediyordu. Her nasilsa kaçmayi basarmisti. Nasil kaçtigini, nereye gittigini hiç kimse bilmiyordu. Bunun üzerine erlerin basbugu Agamemnon, her iki orduya birden konusarak Menelaos'u muzaffer ilan etti. Daha önce kararlastirdigi gibi Troyalilarin Helen'i geri vermeleri gerekiyordu. Athena ile Hera ise karismasalardi Troyalilar da buna raziydilar. Her iki tanriça da Troya kenti yerle bir edilmedikçe savasin bitmesini istemiyorlardi. Hera'nin kiskirtmasiyla, Athena seyirtip savas meydanina geldi. Amaci anlasmayi bozmak için bir Troyaliyi kandirmakti. Aptal Pandoros kandirilmasi en kolay Troyali idi. Athena, onu kolayca kandirdi. Pandoros Menelaos'a bir ok firlatip onu hafif yaraladi. Bu savasi tekrar baslatmak için yeterliydi. Her iki taraftan sayisiz insanlar öldü. Tanrilar ve tanriçalar da savas meydaninda idi. Onlar da ölümlüler gibi, birbirleriyle savasiyorlardi. Büyük sampiyon Akhilles'in savastan uzak barakasinda oturmasina ragmen Akhalar savasta üstündüler. Ajax ve Diomedes kahramanca savasiyorlardi. Aphrodit'in oglu prens Aeneas Diomedes'in elinden az daha ölüyordu. Diomedes, onu yaraladi; ama annesi Aphrodit onu kurtardi. Diomedes Aphroditi de yaraladi. Ona bu cesareti tanriça Hera vermisti. Aphrodit Hera'yi Zeus'a sikayet etmek için Olympos'a giderken Apollon Aeneas'i Troya'ya tasidi. Daha sonra Diomedes, Athena'nin da yardimiyla Ares'in karnindan yaraladi. O da Aphrodite gibi solugu Zeus'un yaninda aldi, Athena'yi sikayet için. Zeus baba, Akhilles'e yapilan haksizligin intikaminin alinmasi ve ona tekrar ün kazandirilmasina dair Thedis'e verdigi sözü de hatirlayarak bütün ölümsüzleri Olympos'a çagirdi ve orada kalmalarini emredip, kendisi asagiya Troyalilara yardima gitti. Zeus'un ise karismasiyla, her sey birden bine degisiverdi. Troyalilar, Akhalar'i gemilerine kadar püskürttüler. Hektor, cosmustu. Troyalilarin "Atlari terbiye eden" diye ad taktiklari Hektor, hiç bu kadar cesur, hiç bu kadar muhtesem görülmemisti. Akhalar'in basi iyiden iyiye derde girmisti. Agamemnon, savastan vazgeçip Yunanistan'a dönmeye karar vermisti. En yasli kumandan Nestor, asagilanmis bir sekilde geri dönmektense Akhilles'in öfkesini dindirmenin bir yolunun bulunmasi gerektigini söyledi. Agamemnon, aptallik ettigini itiraf etti. Akhilles'in onur payi Briseisi ve degerli hediyelerini ona geri verecegini Odysseus'a söyledi. Bunu Akhilles'e anlatmasi için yalvardi. Akhilles, bunu kabul etmedi. Ertesi gün, Akhalar gene püskürtüldü. Troyalilar, gemileri atese verecek kadar yaklasmislardi. Bu durumu gören Akhilles'in en iyi arkadasi Patroklos Akhilles'e yalvararak, ya Akhalar'a yardim etmesini veya en azindan o muhtesem zirhini kendisine ödünç vermesini söyledi. Akhilles kendisini asagilayan insanlar için savasmayacagini söyledi. Ama Hephaistos ustasinin yapmis oldugu o muhtesem zirhi ve adamlarini Patroklos'un emrine vermeyi kabul etti. Patroklos, Akhilles'in zirhini giyerek ve onun adamlarini da alarak savasa katildi. Troyalilar, onu bir müddet Akhilles zannettiler, Gerçekten oda Akhilles gibi muhtesem savasiyordu. Sonunda Hektor ile karsilasti. Hektor Patroklo'u kargisiyla öldürüp, zirhini soydu ve kendisi giydi. Sanki Akhilles'in bütün gücü Hektor'a geçmisti. Patroklos'un cesedi etrafinda çok kan döküldü. Sonunda iki Ajax'in yardimiyla Akhalar cesedi gemiye tasidilar. Aci haber Akhilles'e ulasti. O da en iyi arkadasinin ölümünü Hektor'a hayati ile ödetecegini dair yemin etti. Hektor'un ölümünden sonra kendisinin ölümü de kaderine yazili idi. Bunu bile bile kaderine razi oldu. Annesi Thedis, onu durdurmak için hiçbir çaba göstermedi. Ona Hephaistos'un yaptigi yeni silahlar ve zirh getirdi. Zirhi giyip askerlerinin basina geçti. Kahramanca savasiyor ve her yerde Hektor'u ariyordu. Hektor ise, Troyalilarin basina geçmis surlarin yaninda kahramanca sehrini korumaya çalisiyordu. Olympos'lu tanrilar yine asagiya inmis, Troya ovasinda ölümlüler gibi hararetle savasiyorlardi. Skamander nehri sularini geçmek isteyen Akhilleus'u bogmaya çalisti. Ama Akhilleus'u durdurmaya imkani yoktu. Her sey tanrilarca kararlastirilmisti. Apollon bile artik Hektor için savasmanin faydasizligina inanmisti. Troyalilar geri püskürtüldü. Sehir kapilari açilip savasçilar sehrin içine alindalar. Sadece Hektor disarida kaldi. Dimdik duruyordu surlarin önünde. Babasi Priamos, annesi Hekabe surlarin içine gelip hayatini kurtarmasi için ona yalvardilar. Ama o bunlari dinlemedi. Troyalilarin gerilemesi onun suçu idi çünkü Troyalilari, o kumanda ediyordu. Hektor böyle düsünürken Akhilles hisimla surlara yaklasti. Yaninda ise ölümsüzlerden Athena duruyordu. Hektor ise yanlizdi. Apollon, onu kaderine terk etmisti. Akilleus gidgide yaklasiyordu. Etrafa piriltilar saçan tunç zirhi içinde yaklasan Akilleus'u görünce Hektor'u bir titreme aldi. Kaçmaya basladi. Akhilleus da pesine takildi. Hektor önde Akhilleus arkada sehir surlarini üç defa döndüler. Sonra Athena, Hektor'un kardesi Deiphobus kiligina girerek ona Akhilleus'la karsilasma cesaretini verdi. "Gel birlikte karsi koyalim, püskürtelim onu" dedi. Soylu Troyalilarin lideri, parlak tolgali Hektor da ona inandi. Akhilleus'un karsisina dikilerek söyle haykirdi: "Artik kaçmam senden Peleus oglu deminki gibi. Tanrisal Priamos'un sehrini dolandim üç kere, durup saldirisini beklemeye yüregim varmadi, ama simdi buyuruyor sana karsi koymayi ya sen benim elime geçersin, ya geçerim ben senin eline. Haydi Tanrilari tanik tutalim anlasmalarimiza. Olamaz onlardan iyi tanik, iyi bekçi. Zeus bana zaferi verir de alirsam canini, dile gelmez saygisizlik göstermem sana. Ünlü silahlarini soyar, ölünü geri veririm Akhalara. Sen de Akhilleus yap benim gibi." Ayagi tez Akhilleus yan yan bakti. Dedi ki: Hektor, düsmanim, antlasmadan söz açma bana, böyle sey olamaz insanla arslan arasinda. Nasil uyusmazsa kurtla kuzunun gönlü, durmadan kin beslerler birbirlerine, bizim de dostluk yapmamiz akla sigmaz." (Ilyada XXll 250-265) Böyle söyleyip mizragini firlatti, mizrak hedefini sasti. Athena mizragi tekrar geri getirdi. Sonra Hektor isabetli bir atis yaparak Akhilleus'un kalkanini tam ortadan vurdu. Mizrak kalkani delemedi. Hemen arkasini dönüp kardesini aradi., onun mizragini almak için. Kardesini orada göremeyince Athena'nin kendisini kandirdigini anladi. Kaçacak bir yer yoktu. Kilicini çekip Akhilleus'a saldirdi. Daha ona yaklasamadan Akhilleus onu mizragiyla boynundan vurdu. Yere yuvarlanan Hektor son nefesinde, vücudunu ailesine geri vermesi için Akhilleus'a yalvardi. Demir yürekli Akhilleus'un öfkesi pek dinecege benzemiyordu. Ona yan yan bakarak söyle dedi: "Dizlerime sarilma köpek, yalvarma bana anan baban adina. Gönlüm yüregim kiskirtiyor beni, diyor sunun etini parçala, çig çig ye, senin bana bu yaptiklarindan sonra, kimse uzaklastiramaz basindan köpekleri. Getirseler bana kurtulmaligin on katini, tartsalar surada daha çok veririz deseler, Dardanos'un oglu altin kosa teraziye senin agirliginca, dösegine yatirip aglayamayacak seni doguran, köpekler kuslar yiyecek bütün bedenini." (Ilyada XXll 345-355) Böyle söyleyip zirhi ölüden soydu. Akhalar da teker teker ölünün yanindan geçip boyuna posuna güzelligine hayran kaldilar. Ama bir tekme vurmadan da gitmiyorlardi ölüye. Akhilleus ise, daha kötü seyler yapmayi planliyordu. Iki ayagini topukla bilek arasindan deldi. Kayislar geçirdi deliklerden. Bagladi arabaya, basi birakti yerde sürüklensin diye. Sonra atladi arabaya ünlü silahlariyla. Kamçiladi atlari . Ölüyü surlarin önünde defalarca sürükledi, azgin öfkesi dinene kadar. Sonra, aldi, götürdü gemilerin yanina. Patroklos'un intikami alinmis ama ölüsü hala yakilmamisti. Hemen odunlar kesilip büyük bir yigin yapildi. Yiginlarin üstüne de Patroklos'un ölüsü yerlestirildi. Kurbanlar kesilip ölünün etrafina dizildi. Birçok Akhalarla birlikte Akhilleus da saçindan bir tutam kesip ölünün üzerine atti. Son olarak Akhilleus, 12 Troyali çocugu kargisiyla öldürüp yigina katti. Öldürmeye bir türlü doymuyordu. Sonra yigini atese vererek aglaya aglaya agita basladi. "Verdigim bütün sözleri getirecegim simdi yerine. Ulucanli Troyalilarin oniki soylu oglunu, yutacak alevler seninle birlikte, Primaos oglu Hektor'a gelince, atese yedirmem onu, yedirecegim köpeklere." (Ilyada XXlll 18-184) Ama köpekler sokulamiyordu Hektor'un cesedine. Aphrodit ölünün basinda nöbet tutuyordu. Hektor'un ölüsüne yapilan bu saygisizliklar Hera, Athena ve Poseiden hariç bütün ölümsüzleri tiksindirmisti. Özellikle baba tanri Zeus bu saygisizliga çok kizmisti. Zeus, Priamos'u cesaretlendirerek onun Akhilleus'un kampina gitmesini sagladi. Zengin kurtulmaliklarla kampa gelen Priamos, oglunun cesedini vermesi için Akhilleus'a yalvardi. Akhilleus karsisinda yalvaran yasli adami görünce kendi babasini hatirlayip insafa geldi ve hediyeleri kabul ederek, ölüyü babasina verdi. Ayrica, ölü yakma merasimi için de 9 gün boyunca Akhalari savastan uzak tutacagina dair söz verdi. Troyalilar, 9 gün boyunca, Hektor'un ölüsü etrafinda yas tutup, agitlar yaktilar. Onuncu gün safak vakti, ölü odun yiginlarinin üzerine konulup yakildi. Daha sonra, kemikler ve küller altin bir kupaya gömülüp, üzeri kocaman islenmis taslarla örüldü. Mezarin üstü toprakla örtülerek büyük bir tümülüs olusturuldu. Hektor'un cenazesi için kararlastirilan süre dolduktan sonra, savas tekrar basladi. Etiyopya Prensi Memnon, büyük bir orduyla gelip Troyalilara yardim etti. Bu yeni taze güçle saldiran Troyalilar, Akhalari çok güç durumda biraktilar. Birçok Akhali savasçi öldü. Sonunda Akhilleus, Memnon'u öldürdü. Durum tekrar Troyalilarin aleyhine dönmüstü. Akhilleus yine cosmustu. Ama onun belki de son kükreyisi olacakti. Bütün Troyalilari önüne katmis surlara dogru kovaliyordu. Surlara yaklastigi bir sirada, orada, çalilarin arasina gizlenmis duran Paris'in attigi zehirli bir okla topugundan vurularak öldü. Topugu onun en zayif yeri idi. Annesi deniz perisi Thetis, onu "yaralanmaz" yapmak için topugundan tutup Styx Irmaginin sularina batirmisti. Ancak topugun elle tutulan kismi kutsal suyla islanmadigi için zayif kalmis ve Paris, onu bu en zayif noktasindan vurmustu. Ajax, Akhilleus'un ölüsünü savas meydanindan tasidi. Ölü yakma töreninden sonra külleri Patroklos'un küllerinin konuldugu kaba konularak beraberce gömüldü. Akhilleus'un ölümünden sonra, onun Hephaistos usta tarafindan yapilmis olan muhtesem zirhi kumandanlar arasinda yeni bir huzursuzluga yol açti. Zirh acaba Akhilleus'un ölüsünü savas alani disina tasiyan Ajax'in mi olmaliydi?Yoksa Odysseus'a mi verilmeliydi? Kumandanlar arasinda yapilan gizli bir oylama sonunda zirha sahip olma hakki Odysseus'a verildi. Ajax da , kendini asagilanmis görüp, kilicinin üstüne atlayarak intihar etti. Bu iki kahramanin kisa zamanda arka arkaya ölmeleri Akhalarin cesaretlerini kirdi. Zafer, çok uzak görünüyordu, ama vazgeçmeye de hiç niyetleri yoktu. Akhilleus'un genç oglu Neoptolemus, Paris'i öldürdü. Ama onun ölümü Troyalilar için pek de büyük bir kayip degildi. Zaten bütün bu belalari Troyalilarin basina hep o açmamis miydi? Bir keresinde agabeyi Hektor onu söyle azarlamisti: ''Seni alçak, seni parlak oglan, seni çapkin seni irz düsmani seni. Hiç dogmaz olaydin keske, Ya da kalaydin ölümüne dek evlenmeden. Çok isterdim bunun böyle olmasini Hem çok da iyi olurdu hani Ne bas belasi kesilirdin o zaman Ne de yüz karasi olurdun baskalarina Nasil kaçirdin ta uzak ülkelerden Kargi salan erlerin gelini, güzel yüzlü kadini Bas belasi yaptin onu babana, halkimiza, ilimize'' Ilyada III.39_50 Paris'in ölümünden sonra da Troyalilar güçlerini korudular. Sehir surlari dokunulmamis bir sekilde ayaktaydilar. Savas genellikle surlardan uzakta ovada cereyan ettigi için ciddi bir tehditle karsilasmamislardi. Bu, sonu olmayan savasa bir son verebilmek için orduyu sehrin içine alip, Troyalilari bir baskinla yok etmekten baska çare yoktu. Bunu nasil yapacaklardi? Akhalarin en akillisi kurnaz Odysseus, bir tahta at yapma fikriyle ortaya çikti. Büyük ve içi bos bir at olacak ve içine belirli sayida asker alabilecekti. Odysseus ve diger bazi seçkin komutanlar atin içine gizlenirken, digerleri denize açilip Tenedos (Bozcaada)'nin arkasina, Troyalilarin onlari göremeyecekleri bir sekilde gizleneceklerdi. Eger isleri ters giderse, Yunanistan'a geri dönecekler. Tabi bu arada atin içindekiler ölümüne terk edilecekti. Ama her sey Odysseus'un planladigi gibi giderse, Troya'ya geri dönüp, sehrin içine girmek için verilecek isareti bekleyeceklerdi. Planin yürümesi için geride bir Akhali asker birakacaklardi. Bu askerin görevi ; tahta atin sehrin içine alinmasini saglamak için, Troyalilarin ikna edilmesiydi. Hersey Odysseus'un planladigi gibi gitti. Bir sabah, Troyalilar büyük bir saskinlikla uyandilar. Her yer çok sakindi. Gürültülü Akha kampi, tamamen bostu ve gemilerde gitmislerdi. Bati kapisi önünde de daha önce hiç görülmemis büyüklükte ve biçimde tahtadan bir at duruyordu. Öyle görünüyordu ki, Akhalar bu isten vazgeçmisler, maglubiyeti kabul edip Yunanistan'a geri dönmüslerdi. Ancak bu kocaman tahta at da neyin nesiydi? Troyalilar, bu sorulari kendi kendilerine sorarken, Akhalarin geride biraktiklari Sinon isimli asker ortaya çikti. Troyalilar Sinon'u yakalayip kral Priamos'a götürdüler. Iyi bir aktör olan Sinon, agliyor, sizliyor ve Yunanlilardan nefret ettigini söylüyordu. Bunun sebebini ise söyle açikliyordu: ''Akhalar, Troya'ya yelken açmalarini engelleyen kuzey rüzgarini durdurmak için kral Agamemnon'un kizi Iphiginia'yi kurban ettiler. Geriye dönüsleri için ise ben talihsiz kurban olarak seçildim. Tam yola çikarlarken beni kurban edeceklerdi. Her sey hazirdi. Ama gece olunca karanliktan yararlanarak bir batakliga saklandim ve gemilerin uzaklasmalarini seyrettim.'' Simon'un anlattigi bu hikayeye herkes inandi. Çünkü o rolünü çok iyi oynuyordu. Hikayesinin ikinci ve asil can alici kismina söyle devam etti.: ''Tahta at Tanriça Athena'ya kutsal bir sunak olarak yapilmistir. Böyle büyük yapilmasinin sebebi Troyalilarin onu dar sehir kapilarindan sehrin içine almalarini engellemek içindir. Akhalirin beklentisi Troyalilarin bu ati yakip yikmalaridir. Böylece tanriça Athena'nin öfkesini Troya üzerine çekmis olacaklardir. Ama Troyalilar ati sehrin içine alip onu korurlarsa tanriçanin lutfu Troyalilara yönelecektir.''. Akillica düzenlenmis bu hikayeye Troyali rahip Laokoon ve Hektor'un kiz kardesi Kassandra disinda herkes inandi. Rahip Laokoon, ''hediye veren Yunanlilardan sakinin'' diyerek Troyalilari uyardi. Atin hemen yakilmasini söyledi. Hiç kimse ona inanmadi. Laokoon'un Troyalilari ikna etmesinden korkan Poseidon denizden iki tane korkunç yilan göndererek, Laokoon ile iki oglunun öldürttü. Bir bilici olan Kassandra da, bunun bir hile oldugunu söylediyse de ona kimse inanmadi. Apollon, Kassandra'ya asik olmus bu yüzden ona gelecegi görme yetenegi vermisti. Kassandra Apollon'un askini kabul etmemis, o da Kassandra'ya verdigi bu yetenegin yarisi geri almisti. Yani Kassandra gelecegi görmeye devam edecek ama ona kimse inanmayacakti. Troyalalir, hiç tereddüt etmeden, ati sehrin içine sürüklediler. On yil süren korkunç savas bitmis, nihayet özlenen baris gerçeklesmisti. Troyalilar, bunu eglenceler düzenleyip sölenlerle kutladilar. Gece yarisi herkesin derin uykuda oldugu bir sirada Odysseus ve arkadaslari teker teker nöbetçileri öldürdüler ve kapilari ardina kadar açtilar. Zaten Akha ordusu, sehrin surlarina çok yaklasmisti. Açik kapilardan sessizce sehrin içine sizarak her tarafta yangilar çikarttilar. Yanginlari söndürmek için disariya çikan Troyalilar ne oldugunu anlayamadan kiliçtan geçirildiler. Bu yapilan savas degil kasaplikti. Sehrin bazi bölümlerinde Troyalilar küçük gruplar olusturup düsmana karsi koydular. Tek amaçlari ölmeden önce mümkün oldugu kadar çok Akhali öldürmekti. Bazilari öldürdükleri Akhalilarin giysilerini giyip düsmana yaklasiyorlardi. Bu yolla birçok Akhali asker öldü. Baslangiçta çok fazla Troyali uykuda katledildigi için bu savas adil degildi. Artik sona yaklasilmisti. Akhilleus'un oglu Neoptolemus, yasli Priamos'u karisi ve kizlarinin gözü önünde öldürdü. Daha sabah olmadan Aeneas hariç, bütün Troyali liderler öldürülmüstü. Annesi Aphrodit'in de yardimiyla Aeneas, Babasi Ankhises ve oglu Ascanius'u da alip Troya'dan kaçmayi basardi. Uzun maceralardan sonra Italya'ya ulasti. Orada güçlü bir Etrüsk kralinin kizi ile evlenerek yeni bir sehir kurdu. Roma'nin gerçek kuruculari olan Romus ve Romulus kardesler bu sehirden ve Aeneas'in soyundan geldikleri için, Aeneas her zaman Roma'nin gerçek kurucusu olarak kabul edilmistir. Troya'nin bastan basa yakildigi o korkunç gece, Aphrodit, güzel Helen'e de yardim etti. Paris'in ölümünden sonra töreye göre Paris'in kardesi Deiphobos'la evlenmis olan Helen Aphrodit'in de yardimiyla eski kocasi Menelaos'a gitti. Menelaos, onu memnuniyetle kabul etti. Ertesi gün, hep beraber Yunanistan'a geri döndüler. Onlar, Yunanistan'a yelken açarken, Asya'nin en magrur kentinden geriye biraktiklari sey, sadece için için yanmakta olan bir harabe idi.